GÜNDOĞUMU ÜZERİNE KÜÇÜK DÜŞÜNCELER
149 defa okunmuş - 20 Aralık 2019 - Cuma 11:01

Gündönümüne birkaç gün kaldı. Kaldığım evden gündoğumu izleme şansım var. Yakalayabildiğimde izliyorum. Güneş şu günler de, denizden, Deveci Taşları adalarının arasından doğuyor. Çocukluğumdan beri hep düşüncelerimi meşgul etmiştir. Nedense, yazın başlangıç ayında, günler kısalmaya başlar. Önümüzde daha sarı sıcak yaz günleri, temmuz ve ağustos vardır. Eylülü dahi ekleyebiliriz. Oysa uzun günlerde, sarı sıcaklar yaşanmalı, değil mi? Yine Aralık yirmibirde gündüzler en kısa zamanına ulaşıyor. Kış ve en soğuk günler, Ocak ve Şubat, hele hele kapıdan baktırıp, kazma kürek yaktıran Mart var önümüzde. Güneş ufuk çizgisinden, görünmeye başladığından kısa bir süre sonra, birkaç dakika içinde, tamamı görünür oluyor. Ne kadar hızlı dönüyor Dünyamız.

 

Bu yazıda biraz Gazetemiz yazarı Nuran Hanım tarzı yazayım dedim. Bakalım becerebilecek miyim? Meseleye döneyim. Neden en uzun günler kısalmaya başladığında, henüz yazın başında, sıcak günler daha ilerideyken, günler kısalıyor. Yine, en kısa gündüzler, sona erdikten, günler uzamaya başladığında, kışa özgü aylar daha yaşanmamış oluyor? Yaşam biraz böyle galiba, yaşama dair, insana dair, olaylar da böyle seyrediyor. Kötü günlerimiz içinde, onların eziyet eden çaresizlikleri başlamışken, belki de umudun, sevincin nüveleri de barınıyor galiba. Kötü günlerimizde, hayattan bizi soğutan, geçmeyeceğini düşündüğümüz günlerde, yani yazın başında, kışa dönen güneş gibi, kışın başında yaza dönen güneş gibi, bize umut olacak günler kötü günlerimiz içinde mi mahkûm? Aşklar da aynı Jane Austen’ın “Aşk ve Gurur” Romanında vurgulandığı gibi, birbirinden nefret eden gibi görünen ancak sonradan aşık olduklarını anlayan iki insan gibi. Nefret içinde biraz da olsa aşk var mı? Evet yazın başında kış - kışın başında yazın nüvelerinin başladığı gibi. Bir çok ilişkide böyle, hayatı farklı görebilmekte işin aslı. Kin duyduğumuz , nefret ettiğimiz insanı, biraz da ciddiye almak gerekiyor galiba.

 

Toplumlarımız da ütopyasız kaldı. Öyle bir çağdayız ki, geçmişin bir çok düşüncesinin hayat bulması imkânsız gibi görünüyor. Oysa öylesine, günüyle özdeşleşmiş, fikirler, fikir adamları vardı ki; insanlığın topyekün kurtuluşunu neredeyse başaracaktı. Günümüze hakim olan, Liberaller sahneden çekilmiş, en azından sosyal devleti savunur hale gelmişti. Bugün büyük bir muzaffer edayla, geçmişin tüm kazanımlarını, biz halklardan hızla geri aldılar – alıyorlar. Artık toplumsal güvenceleri olmayan, büyük çoğumuz geleceksiz, işsiz. Tek özgürlüğümüz neredeyse, internet ortamında, paylaşım özgürlüğü. Bizlere sınırsız “aşklar” imkanı sunuyor. İçinde “nefret” bile barındırmayan aşklar. Tek kalemde de silinebilen. Ardından sadece küfür edilen. Birkaç gün sonra da unutulup, bir başka “aşkın” başladığı sınırsız “aşklar”yüzyılı. Romanlar dahi yazılamayan bir yüzyıl. Şiir asla yazılamaz. Yazılanlar da geçmişin, o tadını asla yakalayamayacak. Biz dünya halklarını karanlık yüzyıllar bekliyor gibi. Belki de dünyamızın zengin liberalleri, kendi dünyalarını da bizlerden duvarlarla ayıracak. Kendilerini bizden ayırmak için yeni sözcükler bulacaklar. Ama belki de o uzun kış günlerinin başındayız. Daha çok uzun süre bir umuttan yoksun, bu dünyada ki, rastlantı sonucu gelmişliğimizin payımıza düşen eziyetini tamamlayıp, öleceğiz. Ütopyalar çoktan çıktı hayatlarımızdan- kara distopyalar içine girdik. Belki? Umut yok mu? Gündüzlerin en kısa zamanındayız. Yaşadığımız coğrafyada, güneş en güneyde. Önümüzde kara kış ayları, Ocak Şubat belki de Mart. Ama bu yazımın yayınlanmasından kısa bir süre sonra,günler uzamaya başlayacak.Yani Yaza dönüyoruz aslında. Yaz demek uzun güneşli günler. Neden olmasın en karanlık yüzyılları yaşadığımız şu günler, insanlığın, ortak kurtuluşu olmasın?, Elbette ki, bizim ve dünyayı bizimle paylaşan diğer canlılar için olmasın? Diğer canlılar değil mi, bizden önce, dünyada milyonlarca yıldır süren varlıklarını, çoktan kaybetmeye başlamış. Onların da karanlık yüzyılın, bitmesinde bizden daha çok yararları var. Milyonlarca yıldır süren, yeryüzündeki birlikteliğimiz, sona eriyor. Mavi Gezegenimizde; en kısa gündüzler yaşanıyor. Belki de , uzun gündüzlerin başlamasının arifesindeyiz, Kim bilir. İyi düşünmeliyiz değil mi ? Nuran Hanım…

Sağ üst butonu tıklayarak geri dönebilirsiniz...